Prof. Kaymak: Kıbrıs’ta zaman Türk tarafının lehine işliyor

Kıbrıs’ta iki toplum lideriyle de görüşmeler yapan Prof. Erol Kaymak, DW’ye verdiği özel röportajda, Kıbrıs sorununa çözüm konusunda tarafların tutumuna dair önemli açıklamalar yaptı.

DW: Sayın Profesör Kaymak, birkaç gün önce Kıbrıs’taydınız. Siz, Kıbrıs sorunu konusunda bir uzmansınız. Geçmişte Kıbrıslı Türk müzakere ekibine danışmanlık yaptınız ve geçen hafta Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, Kıbrıslı Türklerin lideri Ersin Tatar ve Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler (BM) Misyonu ile görüşmeler yaptınız. Bu Pile’deki olaydan sadece birkaç hafta sonraydı. Gerginlik ne kadar ciddiydi?

Prof. Erol Kaymak: En son olay, karma bir köy olan Pile’de meydana geldi. Türk tarafı, kuzeyden BM Ara Bölgesi’ne uzanan karma köye bir yol inşa etmek istiyor. Anlaşmazlık var ama görünüşe göre her iki taraf da farklılıklarını aşmış görünüyor ya da aşmaya çok yakınlar. Şu anda ben böyle anlıyorum. Pile’deki olay, diğer tüm konuları rayından çıkarma ve hatta domine etme potansiyeline sahipti ancak şu anda Kıbrıs’ta Ara Bölge’deki gerilime odaklanmak yerine yeniden New York’taki BM Genel Kurulu kapsamında gerçekleşen toplantılara odaklanıyoruz.

Sayın Hristodulidis ile Lefkoşa’da görüştükten sonra edindiğiniz izlenimler neler oldu?

Kıbrıs Rum tarafı, esasa dair müzakerelerin bir an önce yeniden başlaması konusunda istekli. İkili düzeyde Türk-Yunan yakınlaşması bağlamında bunun mümkün olduğunu düşünüyorlar. Ancak elbette işin bir de Avrupa Birliği (AB) boyutu var. AB, Türkiye’ye gözden geçirilmiş bir ilişki, potansiyel olarak güncellenmiş bir Gümrük Birliği, bir “pozitif gündem” öneriyor. Bu çerçevede Kıbrıs Rum hükümeti, AB üyesi olarak konumunu güçlendirmeyi umuyor. Anladığım kadarıyla da Fransızlara, Almanlara ve AB’deki muhataplarına, AB ile Türkiye arasında genel bir anlaşmaya varılmasını kolaylaştırmak amacıyla bazı kilit konularda esnek davranmaya hazır olduklarını iletmek istiyorlar ya da iletmiş durumdalar. Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin er ya da geç, bir şekilde karşılık vereceğini umuyor.

Hristodulidis bize ve kamuoyuna yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri ve Kıbrıslı Türk lider Ersin Tatar ile üçlü bir toplantı yapmayı umduğunu bizzat Genel Sekreter’e aktardığını söyledi. Müzakere zeminini belirlemek üzere Kıbrıs’a bir Özel Temsilci atanması konusunda anlaşacaklarını umuyor. Eğer bu başarılı olursa bir sonraki adım, Kıbrıs’ta toplumlar arası müzakerelerin yeniden başlaması için gerekli zemin üzerinde bir anlaşmaya varılması amacıyla Özel Danışman atamak olacaktır. Kıbrıslı Rumlar açısından bu, federasyon temelinde ve sıfırdan başlamak yerine tarafların 2017 Crans-Montana Zirvesi’nde vardıkları tüm yakınlaşmalar temelinde olacaktır. Kıbrıs Rum tarafının geçmişteki, Sayın Papadopulos’un pozisyonu veto olarak nitelendirilebilirken, şimdi Hristodulidis’in yaklaşımı olumlu bir strateji, daha çok kazan-kazan durumu olarak lanse ediliyor. Şu anda kullanılan dil bu.

Böyle bir müzakere sırasında “esneklik” ne anlama gelebilir?

Sanırım (Kıbrıs Rum tarafı) esneklik konusunun AB’nin, Türk hükümetiyle ya da doğrudan Erdoğan’la yapacağı görüşmelere yardımcı olacağını ve bir anlaşmaya varılmasını kolaylaştıracağını savunuyor.

Bu “esneklik” Ankara açısından ne anlama geliyor?

Gümrük Birliği uzun bir süredir devam ediyor. Türkiye’nin, revize edilmiş bir Gümrük Birliği çerçevesinde limanlarını açmayı teklif ettiği bir senaryo düşünülebilir. Böyle bir şeyi öngörebilirsiniz. Kıbrıs Rum tarafı için bu, tanınma ve ikili ilişkiler yönünde somut bir adım olacaktır. Ancak Türkiye’nin, Kıbrıs Türk tarafının siyasi boyutta intibakı olmadan böyle bir şeye girişmesi pek olası değil. Şu anda Kıbrıs Rum liderliği federal bir çerçeve içerisinde siyasi eşitlikten yanadır. Bu, Kıbrıs Rum liderliğinin aradığı bir “quid pro quo” (Editörün notu: karşılıklı adım atma, al-ver) gibi görünmektedir. Ancak Türk tarafı, federasyon fikrinden uzaklaşmış durumda. Türk tarafının dediği olursa, bu anlaşma muhtemelen federasyon temelinde olmayacaktır.

“Federasyon iki eşit taraf arasında olmak zorunda değil”

Ersin Tatar ve Erdoğan arasında şu anda nasıl bir ilişki var? Kıbrıs sorununa nasıl yaklaşıyorlar?

Ne kadar görüş ayrılığı olduğu tam olarak belli değil. Türkiye’nin U dönüşü yaparak, Kıbrıs Türk yönetiminin AB ve BM İyi Niyet Misyonu ile federal bir model çerçevesinde ilişki kurmaya hazır olduğu sinyalini verebileceği yönünde bir beklenti var. Her ne kadar Türkiye’nin, Kıbrıs Türk liderliğinden daha fazla esneklik isteyebileceğine dair pek çok spekülasyon olsa da şu anda bunun sadece söylentilerden ibaret olduğunu düşünüyorum. Kıbrıs Türk yönetimi, iki devletli çözümün müzakereler için bir ön koşul olduğunu söylemiyor, ancak egemen eşitlik konusunun, müzakerelerin temeli olduğuna atıfta bulunuyor. 

Ersin Tatar için yeni bir müzakere turunun temeli ne olabilir?

Egemen eşitlik terimiyle ilgili belirsizlik tam da burada ortaya çıkıyor. Uluslararası planda eşitlik ve iki devlet anlamını taşıyor. Yani iç egemenliğin aksine bir dış egemenlik. Bu da Kıbrıs Rum tarafı açısından müzakerelere zemin oluşturmak için kavramsal düzeyde uygun değil. Kıbrıs Türk tarafı sadece bir azınlık değil, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir ortağı olduğuna inanıyor. Öte yandan federasyon, mutlaka iki eşit taraf arasında olmak zorunda değildir.

Kıbrıs sorunu her zaman karmaşık olmuştur, çünkü bir yandan her iki tarafın siyasi eşitliğinden bahsederken diğer yandan da zaman zaman çoğunlukçu ilkelerin hâkim olduğu bir demokrasiden bahsediyoruz. Dolayısıyla bu durum, müzakereleri zorlaştırmaktadır. Crans-Montana’da siyasi eşitlikle ilgili birçok mesele çözüme kavuşturulmuştu ve Hristodulidis bu yakınlaşmaların hiçbirini boşa çıkarmayacağının sözünü veriyor. Kendisinden öncekilerin başarısız olduğu bu sorunu yine kendisinin çözebileceğini düşünüyor. Yolun sonunda elbette bir referandum olacaktır. Kıbrıs Rum siyasi yapısı, 2004 ve Crans-Montana deneyimleri göz önüne alındığında, referandumdan “evet” çıkması konusunda pek güvenilir değil. Hristodulidis şimdi kararlı olduğu izlenimini veriyor. Ancak bu, beni Türkiye’nin sözlü vaatlerin yetersiz olduğu yönündeki tutumuna geri götürüyor. Kıbrıs Türk tarafının, egemen eşitlik konusunda ısrarcı olacağını söyleyebilirim ki, bu da Kıbrıs Rum tarafınca müzakere edilmeyecek bir şeydir. Bu nedenle yakın vadede ortak müzakere zemini bulunabileceği konusunda çok da iyimser değilim.

“AB Kıbrıs sorununun çözülmesini istemiyor”

Kıbrıs sorununun çözülmesini daha ziyade kim istiyor?

Rahatsız edici bir gerçek AB’nin, Türkiye’nin üyelik müzakerelerini kolaylaştıracağı için Kıbrıs sorununun çözüme kavuşmasını istemediğidir. Angela Merkel’in, Türkiye’ye tam üyelik yerine “imtiyazlı ortaklık” teklif edildiğini açıklamasından bu yana taraflar arasındaki ilişkilerde bir sorun var. Tabii ki Türkiye’nin demokratik gerilemesi de gelinen noktada pay sahibi oldu. Öte yandan AB’de genel olarak genişleme konusunda fazla bir heves de yok. Buna ek olarak, Kıbrıs Rum tarafı açısından anlaşma olmamasının en iyi alternatifi, statükonun çözüme tercih edilmesidir. Ancak Kıbrıslı Türkler arasında bile, Kıbrıs’ta 2004 referandumunda formüle edildiği şekliyle bir çözüm isteyenler (Editörün notu: Yüzde 65 ‘evet’) ile federal bir çözüme temelden karşı olanlar arasında önemli bir bölünme var. Bölgesel ve potansiyel olarak jeopolitik bir aktör olan Türkiye’de Kıbrıs sorununa, en azından AB’nin görmek istediği şekilde, stratejik olarak daha az odaklanılmaktadır. Günün sonunda Hristodulidis bize bir çözüm istediğini ve bunu başaracağını söylüyor. Ancak ben o kadar iyimser değilim, zira köprünün altından çok sular aktı.

Bu 50 yıllık bir sorun. Çeşitli dönüm noktaları oldu: Örneğin 2004 Annan Planı ve 2017 Crans-Montana gibi kapsamlı çözüm önerileri sunuldu. Ancak Akıncı’yı geri getirseniz bile “Tamam, bunu tekrar yapalım” diyecek bir Kıbrıslı Türk lider bulmak halihazırda çok zor görünüyor. Bu yüzden bir ön mutabakatın gerekli olduğunu düşünüyorum. Evlilik öncesi nişan ya da düğün öncesi nikâh gibi. Karşılaştığımız ikilem de bu. Önceki müzakere turlarında, isteksiz olan ve geri çekilen Kıbrıs Rum tarafıydı. Şimdi de Kıbrıs Türk tarafı, federal devlet fikrinden uzaklaştı. Ancak zaman Türk tarafının lehine işliyor, zira bu süreç uzadıkça federal bir çözümün inandırıcılığı azalıyor ve bu nedenle alternatif modeller tartışılıyor.

Yunanistan, Türkiye ile olan ikili sorunlarını çözmek için Kıbrıs sorununu feda edebilir mi?

Bence Yunanistan, Kıbrıs sorununu görmezden gelebilir ve Kıbrıs’la arasına mümkün olduğunca mesafe koyabilir. Hristodulidis’in, Kıbrıs müzakerelerini sonuçlandırmak konusunda samimi olduğunu söylerken, uluslararası toplumun Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünü fiili bir gerçeklik olarak kabul etmeye giderek daha istekli olduğunu da anladığı izlenimini edindim. Eğer bölünmüşlüğün fiili bir gerçeklik olduğunu kabul ederseniz, bir sonraki soru bunu nasıl normalleştireceğinizdir. Zaman yine Türkiye’nin lehine işliyor.

Prof. Dr. Erol Kaymak, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan ve Kıbrıs sorunu üzerinde kapsamlı çalışmalar yürüten bir akademisyen. Bugün çalışmalarını Alman Bilim ve Politika Vakfı (Stiftung Wissenschaft und Politik) bünyesinde sürdüren Kaymak, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz Koridorları’nda düzensiz göç konusuna odaklanmaktadır. Toplumlar arası müzakerelerde Kıbrıs Türk tarafının danışmanı olarak da görev yapmıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir